6 Eylül 2020 Pazar

Akşam lahmacunu

 Koca tatil bitti gidiyor ailecek doğru dürüst bir şeyler yapmadık. Ev, ev,ev... neyse bu ev sevgisi. Hepimiz eve yapıştık kaldık.

Kıpırdayamıyoruz sanki. Koca tatil evde geçti.

Dışarı çıkıp gezme merakımız çok yok ailecek. Çay içeceksek evde içelim, bir şeyler yiyelim desek, şimdi darlık zamanı parayı çarçur etmeyelim, evde pişirip yiyelim diyoruz. Hesap basit bir kg kıyma alsak yarışı ile köfte yaparız diğer yarısı artar bile. Doyasıya yeriz. Patates, domates, biber.. az salata.. pattis kızart, bir ayran bitti gitti. Maliyeti 600 bilemedin 800 lek.  Dışarda yesen aynı menü 2-3 katı. 

Atadan kalma hesap. Tasarruf böyle oluyor demek ki. Böyle diye diye eve kapılandık. Kötü mü? Çok değil. Ama arada kırmak lazım bunu. 

Akşam kızdım ahaliye, çıkıyoruz dedim. Zorla... ikindide başladık çıkmaya akşama ancak muvaffak olduk çok şükür.

Fresh Mood'a gittik. Uzun zamandır aklımdaydı. Gidelim hem uygun hem güzel. Arkadaşımızın yeri. Aylardır çıkamadık bir türlü. Gerçi bir iki sefer aşağıda Mustafa abide döner yedik ama o da evin altında olduğu için. Yoksa sanki onu da yapamazdık sanki.

Neyse çok şükür gittik. Menümüz sabitti. Lahmacun yiyecektik. Kızlardan pizza yiyelim diyen de oldu ama ikna ettik hemen. Onu her yerde yersin. Lahmacun öyle mi? 

Nihal'e sandviç aldık. Pizza istedi, dedim bu üstü kapalı pizza gibi dedim. Öyle ikna ettik. Sonra çok sevdi. 

Güzeldi çok şükür. Yedik içtik. Beğendi herkes. Dedim bundan sonra her cumartesi buradayız. Bakalım ne kadar başarabileceğiz?

Nermin ben yaparım boşver diyebilir gelecek sefere. Ama bendensin diyeceğim. Eve yapışmak yok diyeceğim. 

Ama belli olmaz ben yapışabilirim eve .. :)

Ben de az yapışkan değilim...


23 Ağustos 2020 Pazar

Balkon hikayesi

 Merhaba tekrar...

Yazın son günlerini yaşıyoruz artık.

Balkonda yatmayı özleyeceğim sanki.

Bir iki saatte olsa balkonda gece serinliğinde kestirmesi gerçekten güzel oluyordu. Ama sayılı günler çabuk geçiyor.

Tatil de bitiyor, yaz da bitiyor.

Bizim balkon biraz küçük. Aslında küçük. Ama yine de verimli kullanabilsek iş görür. Sanırım biz balkonu yıllarca hor kullanmışız. Yani kullanmamışız. Bu kadar yıl balkonsuz bir hayat hakkaten yazık etmişiz.

Buna şükür sonradan da olsa biraz yakaladık balkonun sunduğu imkanları. Çok da iyi değiliz hala ama belki ilerde balkoncu oluruz yazlarda.

Kitap okuması, çay içmesi, bir şeyler yemesi, sessiz sessiz sohbet etmesi... güzel şeyler yapılırmış. 

Yıllarca depo gibi kullandık. Bazen çamaşır kurutma mekanı oldu. Bizim kedinin kumunu koyduk. Ne bileyim uzun yıllar zayi etmişiz bu güzel yeri. 

İnsan yaşayarak daha güzel yaşayabilmeyi öğreniyor diyelim.

Geçen yıl birkaç kez denize gittik. Sonra havuza da gidelim diye fikirlendik. Baktık zor olacak balkona şişme havuz mu alsak dedik. Bir de baktık almışız. Balkon devrim geçirdi resmen. Ev ikinci katta. Tam orta yerde. Nasıl olacak? Perde yapalım dedik. Önce ev sahibine balkonu eve katmasını rica ettik ama kabul etmedi. Sen kendin yap dedi:)

Biz de bari perde takalım dedik. Ucuz ve pratik olur diye. Geçen yıl kornişleri taktım. Ben taktım. Korka korka, düşeceğim diye perişan oldum. Matkapla beş delik delip, korneşi takması saatlerimi aldı. Ama takınca perdeyi de çekince yeni bir odamız oldu.

Havuza suyu doldurunca çocuklar çok eğlendiler. Ama koca havuza su taşıması çok yordu bizi. Çok uğraştık. Sonra ben balkon duvarında su borusunun önüne tıpa konmuş halde duvarda hafif gömülü durduğunu fark ettim. 

Geçen yıl onu faaliyete geçireyim dedim. 

Tam bir curcuna oldu. Aslında balkona kat kaloriferi için yer ayırmışlar. Tesisat falan hazırlanmış. Balkonda isterse koysunlar diye suyu vs her şey hazır duruyor. Ben kapağı açtım inceledim vanalar var, ben bunu hallederim dedim. Bir çeşme aldım.Evin suyunu kapattım merkezden.  O tıpayı çıkardım. Çıkarmamla su  fışkırması bir oldu. Vanalar kapalı ama çok saçma bir şekilde su fışkırıyor. Bizim ev her yerden görünüyor. Rezil olmak için her şey hazırdı yani. Çeşmeyi takana kadar öldük öldük dirildik. Çünkü o tazyikli suyun üstüne çeşmeyi düzgünce takmak maharet, güç ve şans istiyordu.

Perişan olduk ama taktık sonunda. Gittim bir de hortum aldım. Ama sonra su kendi kendine kesildi gitti. Hiçbir şey anlayamadık. O suyu bir yıl hiç kullanamadık. 

Bu yaz başında ben hortumu ve çeşmeyi sökeceğim diye karar verdim. Çünkü suyu almayan mahalle çeşmesine benziyordu. Tıpayı takacaktım. Çeşmeyi sökmeye başlayınca su fışkırmaya başladı. Aaa baktım su varmış. O zaman çeşmede bir problem var dedim. Gittim yeni bir çeşme aldım. Perdeleri çektik, sırılsıklam olduk ama çeşmeyi takmayı başardık. Ama bu sefer de çeşme çatladı. fazla sıkınca, kalitesizmiş mübarek dipten çatladı. Gittim yenisini aldım tekrar. Ama bu sefer aklıma bir fikir geldi. Hortum taktım yeni çeşmeye, açık vaziyette takacaktım. Çatlak olanı çıkardım, şu fışkırıyor bütün tazyiki ile...

Ama yeni stratejimiz işe yaradı. Bütün tazyik hortumdan çıkarken ben rahatça çeşmeyi taktım. Demek ki tecrübe böyle böyle oluyormuş.

Şimdi balkonda duyumuzda var. Havuz şipşak doluyor. Ben bile havuz keyfi yaptım çocuklarla. Çok güzeldi.

Ama sonra çocuklarla denize gitmeye başladık. Denizden sonra havuz kesmedi. Biz de balkonumuzu geri aldık çok şükür. Serdik kilimleri, minderleri... harika oldu.

Şimdi saat 10'a geliyor. Kahvaltı ne güzel olur şimdi balkonda. Ben bir sürpriz yapayım bütün aileye. Hepsi uyuyor. Bir kahvaltı hazırlayım, haydin kahvaltı hazır deyip onları kaldırayım. Hani hazırdı diye bana kızıştıklarında balkonu göstereyim. İlk kahvaltımızı da balkonda yapmış olalım inşallah. 






Anı biriktirmek

Merhabalar ağustostan ...
Ağustosu nasıl yazacağımı bilemedim bir an.
Büyük harfle mi küçükle mı karıştırdım. Allah affetsin. Aslında küçük yazılır ama uzun bir aradan sonra ilk defa yazınca ve ağustos ayından merhaba deyince sanki önemli bir yer ve zamandan seslenmiş gibi geldi. Ağustos adını büyük yazasım geldi bir an içimden.
Neyse...
Facebookta Hüdayi Abinin blogger yazısı denk geldi dün akşam. O pişirme ayırıp bir kenara koymuştum. Sabah da gördüm okudum. Başkasının sıradan anıları bile ne kadar tatlı geliyor okuyunca. Ve düşünüyorum pekâlâ benim de bizim de günlük hayatta değecek anlarımız hiç de az değil aslında.
Tembelliğime tüküreyim (affınıza sığınarak).
Yıllar böyle fırında. Anı biriktirmeyi fotoğraf çekmeye sıkıştırdık sanki. Bir fotoğraf çek, koy kenara. Google Fotoğraflar zaten sen demeden gmail hesabına yükleyiveriyor. Onlardan film, animasyon, kolaj da yapıyor kendisi. Eh valla.. tam tembel yapıyor bu teknoloji bizi. Ya da ben öyle kendime kılıf mı buluyorum.
Anı biriktirmek. 
Geçen de bir arkadaş fotoğraf değil de kısa video ile hatıraları saklamak lazım demişti. Gerçekten çok haklıydı. Ölü bir fotoğraf yerine yarı canlı kısa bir video daha hoş bir hatırlama yaptırırdı insana yıllar sonra. 
Ama yazmak da lazım.
Fotoğraflar, videolar yazıyla beslenmeli. Duygular, düşünceler yazıyla sabitlenmeli ve tarihe not düşmeli. Kim okur kim beğenir önemli değil. Hiç düşünmeden yapmalı. Elden geldiğince Allah'ın verdiği şu hayatı güzelce yaşarken birer de not düşmeli bir kenara. 
Evet bu işi sıkı tutmalı artık.
Başımı duvarlara vurmadan önce şu geçen zamanı biraz yakalayım ucundan köşesinden. 









7 Mart 2020 Cumartesi

Kukës'a git gel ve bir gün

Merhabalar...
Hayata yetişmek çok zor. Ne kadar hızlı gidiyor mübarek. Ya da ben çok yavaşım, sanırım ben yavaşım ama hayat da az hızlı değil yani. Bir göz kapat, aç günler haftalar geçiyor. Ne kadar çok hatıralar birikiyor da durup onları kaydetmeye insan yetişemiyor. Dün Kukës'a gittik arkadaşlarla. Mart ayı geldi, baharla birlikte bizim işlerde de hareketlilik başladı. Nisan 18'de okullara giriş sınavı olacak. Bunun hazırlıkları başladı yine. Aslında bana bakan yönüyle çok bir işim yok. Bizim arkadaş çarşamba günü, yarın gidelim mi dedi. Ben hemen okur dedim. Gidince derse girmiyorsun mecburen. İnsan derslerden yorulunca böyle farklı görevler bana çok tatlı geliyor ne kadar zahmetli olsa da.
Sabah erkenden kalkıp yola çıktık. 5'lerde uyandım. O saatte hazırlandım. Arkadaştan telefon geldi, indim aşağı. Aldılar beni çıktık yola. Saat 6'ya geliyordu. Daha önceleri hep ben alırdım milleti, ben uyandırırdım, arardım haydi kalkın ben geliyorum, yolumuz uzun der, organize ederdim grubumdaki arkadaşları. Şimdi bana çok kolay geldi. Hazıra kondum resmen. Müdürlere verilecek hediye, dosyalar yol parası, gitmeden müdürlerin aradığının teyidi ve bilgisini alma... Ne zor ne çok işlermiş. Dün bayağı rahattım. Aradılar atladım arabaya gittik. Saat 6'da sokaklarda polisler bir noktada toplanıyordu, garibanlar o gün protesto mu vardı, yıkım mı vardı bilmiyorum. Ama onlar kimsecikler yokken mesaiye başlamışlardı.
Biz de yola çıktık.
Bizim muhasebeci arkadaşım arabasıyla gittik. Ben öne oturdum. Yol iki saatlik bir yoldu. Rıdvan genç bir arkadaş, ilk defa arabasına bindim. Binerken nasıl geçecek iki saat diye düşündüm durdum.
Şoför olunca insan herkese tam güvenemiyor. Ben sanki süperim ama yine de çok korkuyorum. Uçağa binsem böyle korkmuyorum. Otobana çıkınca gözlerimi kapattım açamadım hiç. Viraja girdikçe, gaza bastıkça ben uyumaya çalıştım. Nasıl bir korkudur arkadaş. Hakkaten zor oluyor. Şoförü de ikaz etmek istemiyorum, ayıp oluyor çünkü. Ölürsem de gözlerim kapalı öleyim dedim. Görmeyim dedim.
Yolda bir tesiste durduk, güzel pırasalı börek yedik. Omlet yiyesim vardı ama konsensüs olmayınca ayran böbrekte karar kıldık. Yol çabuk bitti. 8'de gelmiştik. Tiran ne kadar ılıksa Kukës o kadar serin ve soğuktu. Hafifte çok soğuk rüzgar vardı. Bizimkiler Ardit ile beni bıraktılar, Has ve Trapoja istikametine gittiler. Daha 2 saatten fazla yolları var. Biz il eğitim müdürlüğüne girdik hemen. Ümidim yoktu. Daha önce geldiğimde müdürü görmek için maç saat beklemiş, şehirde tur atmıştık. Bu kez içeri girdik bir müstahdem teyzeye sorduk. Müdür burda mı? Cevap odasında. Saat 8.10.
Çok acayip oldu. Hemen girdik, anlattık, daha doğrusu Ardit anlattı. Sınav için bir okul, tanıtım için müsade vs. Bir paket baklavamız vardı. Takdim ettik. 8.30'da işimiz bitmişti. Çok şaşkındım. Bu kadar erken beklemezdim. Terminale giderken bir taksici Tiran mı diye sorunca otomatik olarak arabamız da hazır oldu. Yirmi dakika sonra yola çıkmıştık.
Dağlar da bembeyaz kar. Dağların üzeri bulutlarla çevrili. Şehir dağ manzaralı. Dağların ortasında. Bir de dağların üzeri sis ve buluttan görünmeyince daha bir ihtişamlı duruyordu. Tam karpostallık manzaralardı. Güneş bulutların arasından çıkmaya çalışıyor ama bulutlar izin vermiyor güneşe. Güneş de sanki bütün gücünü bulutların bir noktasına merceğini tutmuş gibi teksif etmiş orayı eritmeye çalışıyor gibiydi. Bunu başaramamıştı ama epey de bir parlaklık oluşturmuş, sanki az biraz daha ısıtsa o bölgeyi güneşi göreceğiz. Ama bulutlar da az değildi hani. Mücadele bütün şiddeti ile devam ediyor bu arada ortaya muhteşem görüntüler çıkıyordu. Bu mücadelenin altında karlı dağlar görüntüyü tamamlıyor tam bir karlı, dağlı, kış güneşi'li bir kış fotoğrafı ortaya çıkıyordu. O görüntüyü çekmedim ya, hala pişmanım. Biraz sonra, biraz sonra çekerim diye diye kaldı resmen güzelim manzara Kukës'ta. Getiremedim buraya. Aslında buraya eklesem ne güzel olurdu.
Bizim işimiz bitmiş, caddede terminale giderken insanlar işine okuluna gidiyordu. Bir kadın iki küçük çocuğunu elinden tutmuş okula götürüyor, gençler sallana sallana biraz da zorla gidiyorlar gibiydi. Belli ki ilk saat dersin kayıtsızlığı vardı, buna hazırlanıyor gibiydiler. Uzakta bir çocuk elinde bir buket çiçekle gidiyordu. Öğretmenler gününe iki gün önceden kutlayacaktı sanki. Çünkü öğretmenler günü cumartesiye denk geliyor bu yıl.
Zor iş öğrencilik. Öğretmenlik daha zor. Gerçi kolay iş mi var dünyada.
Neyse yola çıktık yine. Ben arkaya oturdum. Gözlerim yine kapalı. Zorla uyumaya çalıştım. Biraz başardım da yani. Son yarım saat kala uyandım. Biraz köşe yazısı okudum. Okumaz olaydım. Midem alt üst oldu. Yol bitti, geldik ama benim midem ertesi güne kadar bulandı durdu. Ardit ile bizim Yummy'ye gittik. Mustafa abi de bir çay içtik, küçük bir halka tatlısı ısmarladım Artit'e. Sonra eve geldim. Midem hala karışık. Belki o tatlıyı yemesem iyiymiş dedim ama fark edemedim işte.
Gün Kukes'le başladı Kukes'la bitti.

25 Şubat 2020 Salı

Hastalık: Bir misafir...

Yeniden Merhaba,
Telefonu elime aldım, Ekran Blogger'ın kısa yolunu indirmiştim, rahatça bulayım diye. Kısa yol gözüme takıldı, şunu bir açayım dedim. Epey oldu, açtık hesabı koyduk kenara, belki lazım olur kenarda dursun niyetine açılmış gibi kalmasın hesabımız dedim.
Aslında hep hayal yazmak. Edebi yazılar yazmak. Düşünce yazı yazmak. Hikayeler yazmak. Amatörce şiirler karalamak. Denemeler denemek.
Tembellikte, programsızlıkta zirveleri yaşıyorum Allah affetsin.
Belki de yazıp çıkacağım, kaldığım yerden devam edeceğim şu anki yazdığım gibi bir ortama sahip olmamam da etkiliydi. Bunu birkaç yıl önce fark etmiştim, daha doğrusu öğrenmiştim Blogger'da ya da benzer yazılabileceğini. Ama ona bile üşenmiştim. 
Dedim ya tembel adam bu Mustafa.
Neyse bunlar da girizgah olsun. Kalem elime iyice oturdu. Bakalım biraz karayalım şu ak pak kâğıdı.
Bu yılın virüsleri güçlü çıktı. Bir başlıyor hastalık geçmek bilmiyor. Bir ay boyunca insan öksürür mü arkadaş? Çok şükür ben yaşamadım ama hayat arkadaşım yakalandı bir öksürüğe. Geçmedi gitti mübarek. İnsan önceden 2-3 gün şurup içer, ballı, limonlu zencefil, bilmem kuşburnu, nane limon kaynatır iyileştirdi. Şimdi nasıl virüsler türedi ortalıkta anlamak mümkün değil. Ya da bir yorum bilmiyorum. İlaç firmaları yapıyor diyor. Tabi inanmak boyutta kalmış.
Ciddi bir grip virüsü var ortalıkta. Hemen geçmeyen cinsinden. Bacımla konuşuyorum. O da diyor, Çorum da böyle..geçmeyen hastalıklar. Babam da garibim öyleymiş. Bir aydır öksürüyor dedi. 
Geçen gün, eşim anlattı.
Öğrencilerden bir tanesi hakkında. Çocuk bir aydan fazladır öksürüyor. Okula bir geliyor bir gelmiyor. Bir de ne gam hastası ne de tam iyi. Ortada sizi mübarek olarak süründürüyor.
Çocuk derste bir başlıyor öksürmeye bitmiyor bir türlü. Bir de derinden derine, yazık valla, hönk hönk öksürüyor. Çocuk biraz babayiğitçe, kilolu hafiften, bir ses çıkıyor herkes konuşmayı kesiyor. Ben de susuyor öksürüğün bitmesini bekliyorum diyor. Çünkü kendim de duymuyorum ne dediğimi diyor.
Koridorun bir ucundan garınınım hangi sınıfta olduğu belli oluyor öksürüğünden diyor.
Herkes uğraşıyor. Biz de uğraşıyoruz nasibimize düştüğü kadarıyla.
Bir aydır bizim evde misafir. Önce Nihal başladı. Yanında eşimde de başladı. Bir hafta Nihal evde kaldı. Hanım da okula gidemedi. Allah'tan hanım da hasta oldu da sırasını evde analı kızlı savuşturdu. Hanım yatağa düşmedi fazla çok şükür. Ama ayakta da duracak hali yoktu. İkinci hafta Nesibe'ye geldi misafir. Çocuk cumartesi hafiften bir başladı, pazartesi sabah nakavt oldu. Bir hafta da o yattı. Ona ben baktım babası olarak. Eşim okuldan devamsızlık hakkını doldurduğu için ben ilgilendim kızlarımla. İlk gün Nihal'i göndermedik eşlik etti ablasına. Çok şükür o hasta değildi ama ufak bir öksürük vardı. O da bu arada iyice dinlenmiş oldu. Ben okula gittim geldim. Dersler bitince eve geliyordum, uyar ilacıydı, çayıydı, çorbasıydı geri okula gidiyordum. Çocuğu terlete terlete bir hal olduk. Ama çok şükür Nesibe cumartesiye hazırdı. Misafirini uğurladı normale döndü.
Böyle böyle bir haftayı bitirdik.
Üçüncü hafta çok şükür iyi geçti. Ama son günü Fatma yatağa düştü. Perşembe akşam misafir gelmişti. Bugün salı. Fatma ve Nihal evdeler. Yine ben bakıyorum. Nermin, Nesibe'yi alıp okula gidiyor. Ben de gidip geliyorum. Derslere giriyor ders bitince soluğu evde alıyorum. Çok şükür Fatma da sanki iyileşti gibi. Nihal ile evde şimdi uyuyorlar. Biri bir kanepeyi zapt etti. Diğeri de öteki kanepeyi. Ben de boş kaldım çok şükür tarihe bir düşeyim dedim.
Ben böyle diyorum ama bu yılın en büyük virüsü tabiki Corona oldu. Birçok güzel insan öldü ve ölüyor. Ta Çin'de derken Arnavutluk'ta da alarm zilleri çalmaya başladı. Dışarıda maskeli insanlar görmek sıradanlaşmaya başladı. Burada bir vaka yok ama var gibi tedirginlik var insanlarda. Bugün bir bayan hoca, çocuklarım için çok korkuyorum diyordu. 
Bir de Tiran'da safra maske ve el temizliği losyonları fiyatları yükselmiş. Bulmak bile zorlaşıyormuş dedi arkasaşlar. 
Yani ciddi korkan insanlar çoğalıyor.
Allah herkese yardım etsin, herkesi korusun demekten başka da bir hal çare gelmiyor aklıma. 
Corona ile ilgili çok söylenecek şey var. Belki sonra söyleriz. Vardır bir hikmeti diyorum. Allah masum insanlar korusun. İnşallah ilacı bir evvel bulunur.
Neyse benim işler beni bekliyor. 
Yine görüşürüz ...







20 Şubat 2020 Perşembe

Siftah benden....

Merhaba yeni gün.
Bugün benim ilk günüm bu blogger aleminde. Bakalım nasıl olacak.
Hep hayalimde olan şeyi başarabilecek miyim? Göreceğiz.
Allah yardım etsin.
Türk gibi başladım, ne gibi bitireceğim :)
İnşallah Türk gibi bitirmem.
Devamı gelir.
Güzel olur inşallah.

Akşam lahmacunu

 Koca tatil bitti gidiyor ailecek doğru dürüst bir şeyler yapmadık. Ev, ev,ev... neyse bu ev sevgisi. Hepimiz eve yapıştık kaldık. Kıpırdaya...